Dönüşüm mü? Kentkırım mı? Hasan Peker
Yerel ya da ulusal yöneticiler, yaşanan şehirle ilgili düzenlemeler yaparken neye dikkat ederler? Başka bir ifade ile herhangi bir olguya dikkat ederler mi? Böylesine birçok soru sormamıza neden olan uygulamalar maalesef her şehrimiz de var.
“ patika, hatta yol yere kazınmış bir bellektir zaman için de, buralara musallat olmuş sayısız yürüyüşçünün toprağın damarlarına bıraktığı izdir” diyor yazar David Le Breton. Bir şehir de ki yol ve binalar da böyle değil midir? Bizden önce yaşamış buralarda yürümüş insan ve uygarlıkların izini taşımaz mı? Var olan zamanda yaşayan insanlar geçmişlerini bu yapılarda, yollarda ya da sokaklarda görür ve anımsar.
Anımsamak aynı zamanda anı da şekillendirmez mi? Elbet bu ve benzeri soruları çoğaltabiliriz. Bu sorular retoriktir de aynı zamanda, hemen herkesçe yanıtları bilinir. Bilinir de gereğini yapmak cesaret, bilinç ve en önemlisi örgütlülük gerektirir. İşte bu nedenledir ki iktidarlar; iktidarlarının bekasını bu izleri yok etmekte ararlar. Yok edemediklerini tümülüsler gibi üstünü örtüp, görünmez kılmaya çalışır. Gömüde kalan tarihi uygarlıklar illaki bir gün gelir gün yüzüne çıkarılır. “Ama daha önemlisi, kolektif hafızayı biçimlendirenler acının yığınlar tarafından paylaşıldığında daha kolay yönetilebileceğini fark etmişlerdir. Yine de kamusal hafızada gedikler açan, o hikâyeye kolayca aktarılamayacak anı parçaları her zaman vardır.”(Geoff Dyer’in Yeniden Anımsanan Savaş, Nurdan Gürbilek İkinci Hayat dipnotundan s. 53)
İçinde yaşadığımız şehrin yakın geçmişinden kalın izler barındıran okul binalarının yıkılmasına bu gözle bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu okul binalarının yıkım gerekçeleri hiç de inandırıcı değildir. O yüzden şeffaf ta değildir. Uşak lisesini, Besim Atalay ortaokulunu yıkan irade hiçbir zaman bu şehir insanları önünde göğüslerini gere gere bu yıkımları savunamazlar ve savunmamışlardır. Bu binalar belki mimari özelliği olmayan tarihsel yapılar olmayabilir. Ancak bu binalar, bu şehrin kültürel inşasında çok önemli yer teşkil eder. Bunlar şehrin kültürel aydınlanmasında çok önemli simge olmuşlardır. Bu binaların görüntüsü fiziki görünümlerinden çok daha önemli yansımalar içerir. Yeni genç Cumhuriyetin aydınlık yüzünü de simgeler. Bu şehrin iyi yetişmiş, okumuş insanlarının bireysel ve toplumsal hafızalarını da içerir. İşte bu yüzden yeni gerici rejimi inşa edecek olanları rahatsız eder.
Uşak lisesi ve Besim Atalay ortaokulu yıkıldığı zamanlarda da göründüğünden farklı işlevsellikleri vardı. Bu okul binaları bugün özel okullara gidemeyen, yoksul aile çocuklarına hizmet eder konuma gelmişti. Şehir merkezinde yer alması ulaşım kolaylığı sağlaması getiriyordu. Bu yoksul aile çocukları için daha az masraf demekti. Ama aynı zamanda şehri yönetenler açısından da bir rant alanıydı.
İdeolojilerini orta çağdan alan, ekonomilerini ranttan sağlayan yönetim anlayışı; bu okul binalarını yıkarak bir taşla iki kuş vurmuş olmayı planlamaktadır. Bu yıkımların arkasında şehir insanları için asla bir yarar ve kazanç söz konusu değildir. Artık yoksul aile çocukları okumak için bir de ulaşım bedeli ödemek durumundadır. Bu okulda çalışan öğretmenler içinde yeni bir masraf ve zaman demektir; şehir dışına taşınmak. Yönetenlerin bir hedefi de budur zaten yoksul çocukların cahil kalması. İktidarlar ise cahillikten beslenirler, onlar okuyanın, düşünenin sorgulamasından korkarlar hep.
Rahatsızlık duydukları aydınlık izleri yok etmek, edemiyorsak örtelim anlayışı ile hareket edilmektedir. İnsanlara yakın geçmişi unutturarak, “ezelden beri biz vardık, ebedi biz var olacağız” mesajı verilmeye çalışmaktadır. Bu anlayışı savaş ortamlarında (Suriye’ de Palmira antik kentinin yağmalanması ya da Moğolların fethettiği Mezopotamya şehirlerinde taş taş üstünde bırakmaması vb. gibi) daha açık seçik görünür. Sözde çağdaş medeniyetlerde ise daha üstü kapalı. Sözde yenileme perdesi ya da mazereti ile gerçekleştirilir.
Unutulmamalıdır ki yukarıda da alıntıladığımız gibi illaki bu hafızada da gedikler açan parçalar olacaktır.
Yine de bütün bu olumsuzlukları olumluya çevirmek, tamamen yok olmadan korumak ta, şehir insanlarının cesaretle bireysel ve toplumsal hafızalarına örgütlü sahip çıkmalarından geçer. Binaları yıkıp tonlarca beton ya da asfalt dökerek karbon ayak izlerimizi silmeyi başaramazlar. Tıpkı tümülüsler gibi bir birileri gelir o izleri simgeleri, anıları kazar ve gün yüzüne çıkarır.
*Kentkırım: Kenti oluşturan temel değerlere fiziki yapı üzerinden doğrudan yapılan saldırılar kentkırımdır. Kentin bizatihi hedef olması; yapılı çevrede gerçekleşen yıkımların sistematik ve planlı olması; yıkım sonrası yeniden yapılanma süreci ile kentsel yaşamın kontrol altına alınması.
Hasan PEKER

