GÜNCELHABERLER

Laiklik Dertleri Bitmez

Mustafa Kemal Atatürk Kurtuluş savaşının ve Cumhuriyet fikrinin gelişimiyle ilgili Nutuk’ta şöyle diyor.
‘Burada, pek mühim olan bir noktayı da kayıt ve izah etmeliyim. Millet ve ordu, Padişah ve Halife’nin hıyanetinden haberdar olmadığı gibi, o makama ve o makamda bulunana karşı asırların kökleştirdiği dini ve ananevi bağlarla bağlı ve sadık. Millet ve ordu kurtuluş çaresi düşünürken bu miras kalmış alışkanlığın sevkiyle kendinden evvel yüce hilafet ve saltanat makamının kurtuluşunu ve dokunulmazlığını düşünüyor. Halife ve padişahsız kurtuluşun manasını anlamak kabiliyetinde değil .. Bu inanca muhalif fikir ve görüş ortaya koyacakların vay haline! Derhal dinsiz, vatansız, hain, reddolunmuş olur. ..
Bu zihniyette olan yalnız avam değildi;
Türk ata yurduna ve Türk’ün bağımsızlığına tecavüz edenler kimler olursa olsun, onlara bütün milletçe silahlı olarak karşı koymak ve onlarla mücadele eylemek icap ediyordu. Bu mühim kararın bütün icaplarını ve zaruretlerini ilk gününde ortaya koymak ve ifade etmek, elbette isabetli olamazdı. Tatbikatı birtakım safhalara ayırmak ve vakalardan ve hadiselerden istifade ederek milletin hissiyat ve fikirlerini hazırlamak ve kademe kademe yürüyerek hedefe ulaşmaya çalışmak lazım geliyordu. Nitekim öyle olmuştur. Bu mukadder tarihi seyri ananevi alışkanlıklarıyla derhal sezen hükümdar hanedanı, ilk andan itibaren milli mücadelenin amansız düşmanı oldu.
Muvaffakiyet için pratik ve emin yol, her safhayı vakti geldikçe tatbik etmekti.
Bu son sözlerimi özetlemek lazım gelirse, diyebilirim ki , ben, milletin vicdanında ve geleceğinde sezdiğim büyük gelişme kabiliyetini, bir milli sır gibi vicdanımda taşıyarak, peyderpey bütün toplumumuza tatbik ettirmek mecburiyetinde idim.’

…………..
Atatürk’ün deyimiyle Cumhuriyet safha safha inşa edilmiş. Cumhuriyet fikri başından itibaren var olsa da kendi deyimi ile toplumun tükenmiş saltanata duygusal bağı’ nedeniyle, milli sır olarak tanımladığı şekilde ilmek ilmek süreci örmüş. O dönemi anlatırken 1919 yılında saltanat dışı çözüm önerenin ‘vay haline!’ diyor.
Vay haline dediği 1919 yılından bir yıl sonra Kazım Karabekir ‘bizden Cumhuriyet olmaz, çünkü bizde geleneksel Padişahlığa karşı hürmet ve muhabbet çoktur’. Dedikten üç yıl sonra saltanat kaldırılmış.
İrade budur!
Üç yılda ‘Vay haline’den saltanatı kaldırmaya uzanan irade, dördüncü yılında Cumhuriyeti ilan etmiş, dokuzuncu yılında harf İnkılabını yapmış, on beşinci yılında Türk kadınına seçilme hakkının tanınmış. Atatürk’ün dediği gibi safha safha. Ahali, Cumhuriyet ilan edilmiş, şapka, harf devrimleri yapılmış ve kadınlara seçme seçilme hakkı verilmiş olarak sabah uyanmamış.
Üç yılda saltanatı tarihe gömen irade, Laiklik için on sekiz yıl beklemiş. Beş değil,on yedi değil, on sekiz yıl.
Sonrasında yaşananlar on sekiz yıl beklemeyi daha anlaşılır kılıyor.Atatürk’ün deyimiyle toplumun ‘O makama(saltanata) ve o makamda bulunana karşı asırların kökleştirdiği dini ve ananevi bağlarla bağlı ve sadık’ olarak nitelendirdiği özellikleri, sürekli suistimal edilmiş. Ulemanın toplanıp kurtuluş savaşı verenleri kafir ilan etmesi ve buna toplumun inana bilirliğinin maddi zemini DP döneminden bu güne korunmuş. (Menderes 1957 de İstanbul’u ikinci bir Mekke, Eyüp Sultanı da ikinci bir Kâbe yapma teminatı vermiş) Demokrat Parti sürekli toplumun bu zaafından faydalanıp, bunu sandığa yansıttığında, kimi CHP vekilleri “partinin ilkelerinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini, CHP’nin laiklik ilkesinin halk yığınlarınca yanlış anlaşıldığının bu seçimlerde görüldüğünü ” “okullarda din dersleri konulması konusunda halka söz verilmesini” isterler. Bunun üzerine İsmet İnönü
“Ödün alanında Demokrat Parti ile yarış edebilir misiniz? O halde?… Eğer biz özellikle laiklikten en ufak ödün verirsek bunların ucunu bir daha yakalayamayız. Sizin tanımınız doğru değildir. Türkiye’de CHP’nin Atatürk devrimlerinin bekçisi olduğu için saygınlığı vardır ve gerçek bir güce sahiptir.”
İsmet İnönü 1957 yılında vay haline demiyor. Laik Cumhuriyet’i kurduk, koruyacağız tarafında işin.
Cumhuriyetten Laikliği çıkardığında geriye ne kalır? Ya da tersten soralım. Geriye kalan, ne kadar Cumhuriyettir ve neyin Cumhuriyetidir?

İsmet Paşa’nın sorusunu bir daha soralım ‘ödün alanında onlarla yarışabilir misiniz?’

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir