Logos’un Okuma Tecrübesi ‘Bir gün bir roman okudum ve hayatım değişti”

Orhan Pamuk’un Yeni Hayat kitabı “Bir gün bir roman okudum ve hayatım değişti” sözleri ile başlar. Minnacık şehrimizde bir grup insan kitap okuma ve üzerine konuşma niyetiyle bir araya geliyor. Buraya kadar her şey normal! Normal olmayan durum, bu 7 yıldır sürüyor ve 150 ye yakın kitap okumuşlar! Bu harika birlikteliğin üyelerinden birlikte okudukları kitaplardan en çok beğeni alan 10 kitabın listesini rica ettik. Onlarda okuma konusundaki ciddiyetleriyle örtüşür şekilde kendi hikayelerini ve içlerinde anket yaparak aşağıdaki sıralamayı paylaştılar.
Yaşadığımız şehre kattıkları değer için teşekkür ediyoruz
Logos düşünce kulübü
2014 yılı ocak ayında, Akademi kitabevinde üç arkadaşın (Hayrettin. Utku, Erdem), İhsan Oktay Anar’ın Galiz Kahramanlar kitabını tartışıp çözümlemesi ile başladı. Sonrasında her on beş günde bir toplanıp okunan kitabı tartışıp çözümlemesi ile geleneğe dönüştü.
İlk zamanlar yalnızca belirlenen kitabı on beş gün için de okuyup çözümlemek üzere, uygun olan herhangi bir kitap kafede toplanırken zaman içinde bu toplantılara kimi yazar ve çevirmeni de dahil ederek eseri yaratıcıları ile tartışmaya başladı. Bu bağlamda Mehmet Eroğlu, Burhan Sönmez, Murat Belge, Ece Temelkuran, Yavuz Ekinci, Alper Canıgüz, Deniz Gezgin gibi daha birçok yazarla Uşaklı kitap/edebiyat severleri bir araya getirdi.
Ortalama on beş kişilik katılım ile yapılan toplantılar kimi zaman kırk, elli kişilere kadar da çıktı. Bu kalabalık toplantıları da genelde kitabın yazarının da bizzat Uşak’a gelip canlı katılımı ile gerçekleştirildi. Bu bağlamda da Cem Kalender, Latife Tekin de Uşak’ta misafirimiz oldu.
Bugün kurucularının iş nedeni ile dağılmasına rağmen Logos Düşünce Kulübü yeni katılımcıları ile yedinci yılında devam ediyor. Zaman zaman uzman ve akademisyenlerin de katılımı ile kaliteli bir kitap okuma geleneği oluşturulmuş gözüküyor.
Pandemi sürecinde canlı toplantılar yapılamayınca, kulüpte dijital toplantılara geçilerek daha yoğun bir okuma eylemliliği başlattı. Öncelikle pandemi sürecinde dijital ortamda kitap okuma atölyeleri düzenleyerek; kitap okuma ve çözümleme seviyesini yükseltme çabasına girdi. Bu bağlamda da Semih Gümüş, Feridun Andaç, ve Irmak Zileli gibi usta eleştirmenlerden dersler alındı.
Halen dijital ortamda toplantılara ortalama on beş kişilik katılımlarla aralıksız devam etmekte olup 150 ye yakın okuma ve toplantı gerçekleşmiştir.
1- KÖRLÜK / JOSE SARAMAGO

Araba kullanmakta olan bir adam, yeşil ışığın yanmasını beklerken ansızın körleşir. Körlüğü, başvurduğu doktora da bulaşır. Körlük, bir salgın hastalık gibi bütün kente yayılır; öldürücü olmasa da tüm etik değerleri yok eder. Toplum, görmeyen gözlerle cinayetlere, tecavüzlere tanık olur. Koca kentte körlükten kurtulan tek kişi, göz doktorunun karısıdır.
XX. yüzyıl edebiyatının dev ismi, Nobel ödüllü Portekizli yazar José Saramago, bu romanında, körlük olgusunu bir metafor olarak kullanmış; basit imgelere, sıradan sözcük oyunlarına başvurmadan, yoğun bir anlatımla, anlatıcının ve kahramanların konuşmalarını ortak bir monoloğa dönüştürerek, kurgunun evrenselleşebilmesi açısından kişilere ad vermeksizin, liberal demokrasinin insanları sürüklediği sağlıksız ortamı olağanüstü bir ustalıkla yaratmış ve yaşatmıştır.
2- TÜRKÜ SÖYLER OTLAR / Doris Lessing

Bugünkü adı Zimbabwe olan Rodezya’da, kendisi gibi beyazların gittiği bir okulda bağnazca önyargılarla yetişmiş olan Mary, kendisine ilgi gösteren ilk erkekle evlenir. Çiftçilik yapan kocası Dick Turner’la birlikte yoksul ve mutsuz bir yaşamın içinde bulur kendini. Kapana kısıldığını hisseden ve giderek ruh sağlığını yitiren Mary, içine düştüğü yalnızlıktan kurtulabilmek için, bir beyaz kadının işleyebileceği en büyük “günah”lardan birini işleyecektir…
2007 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Doris Lessing, tam 25 yıl yaşadığı Rodezya’nın toplumsal çelişkilerinden yola çıktığı Türkü Söylüyor Otlar’da, beyazların ırkçı egemenliğinin pençesindeki insanların ruhsal portrelerini çiziyor. Afrika’nın görkemli güzelliğini ustaca betimlerken, haksızlığa, ırkçılığa ve cinsel ikiyüzlülüğe karşı bayrak açıyor.
3-FARELER VE İNSANLAR / John Steinbeck

Gerçek Bir Dostluk Hikayesi ile Tanışmaya Hazır Olun!
Kitaptaki olay örgüsü ana karakterler George Milton ile Lennie Small etrafında şekilleniyor. Hayallerini gerçekleştirmek için para biriktirmeye çalışan bu iki arkadaş, aynı zamanda gerçek bir dostluk hikayesini de gözler önüne seriyor. Hüzünlü ve trajik sonu, okuyucuda biraz hayal kırıklığı yaşatsa da geriye, yalnız kalmamak için insanların verdiği tavizleri, dostluğu ve insanların hayallerine ulaşma çabalarını yeni baştan sorgulatacak güzel bir hikaye bırakıyor.
“Ufak tefek, fakat zeki ve kurnaz” olarak betimlenen George ile zeka olarak biraz daha saf, fakat fiziksel bakımdan daha güçlü olan Lennie’nin arkadaşlığı ve hayallerine ulaşma çabasındaki umudu, içinizi ısıtacak. Hayallerine tam yaklaşmışken hiç beklenmedik olayların yaşanması ve sonunda George’un seçimi, sizin de isteklerinize ulaşırken yapacağınız seçimlere adeta bir ayna tutacak
4-KOKU Patrick / Süskınd

XVIII. yüzyıl, Fransa. Romanın kahramanı Jean-Baptiste Grenouille, kokulara karşı görülmedik ölçüde duyarlı, istediği kokuları üretebilmek için cinayet işlemekten bile çekinmeyen biridir. Gelgelelim kokular konusunda gerçek bir dâhi olmasına karşın kibir, ahlaksızlık, insansevmezlik, ezcümle kötülükte dönemin önde gelen alçaklarını aratmayan bu genç adamın tek bir kusuru, sahip olduğu dehaya karşın onu yıkıma götürecek kadar tehlikeli bir kusuru vardır…
Toplum içinde bir birey olarak var olamayan ve her istediğini yapabilmesine karşın kendi benliğini yaratamayan bir dâhiyi anlatan bu görkemli alegori, özellikle olağanüstü akıcılıkla erişilen son bölümüyle bir insanlık tragedyasının anlatısıdır.
5-TATAR ÇÖLÜ / Dino Buzzati

İtalyan edebiyatının köşe taşlarından Dino Buzzati’nin ilk romanı olan Tatar Çölü, modernist edebiyata yapılmış en önemli katkılardan biri. Genç teğmen Giovanni Drogo, ilk görev yeri olarak Tatar Çölü’ndeki Bastiani Kalesi’ne tayin edilir. Uzun boylu kalmak istemediği bu sınır bölgesinde geçirdiği seneler ona, vaktiyle gözünde büyüttüğü zafer tutkusunun kofluğunu ve askerlik hayatının monotonluğunu öğretir.
“Yaşamı boyunca beklediği an” bir türlü gelmez. Zamanla “sesi, ihtiyar sesine dönüşür”, “bakışları çok yaşlı bir adamın bakışları gibi sarımtırak ve camdan bir görünüş alır”. Varoluşun anlamsızlığı, boylu boyunca serilir önüne. Gündelik hayatın durağan ritmi, alışkanlıkların uyuşturucu etkisi ruhunun derinliklerine işlerken Tatar Çölü’nün sadece kendisinin değil aynı zamanda insanlığın sınır bölgesi olduğunu anlar. Edebiyatta Beckett, Camus ve Kafka’nın başlattığı varoluşsal sorgulamaya karmaşık bir boyut katan, zengin bir anlatı Tatar Çölü.
6-SUÇ VE CEZA / Fyodor Dostoyevski

Düştüğü yoksulluk çıkmazında toplum kurallarının bağından kurtulduğuna inanan bir gencin hikâyesini anlatan Suç ve Ceza ahlâkın anlamını sorgular.
Dostoyevski’nin yazın hayatının olgunluk döneminde kaleme aldığı Suç ve Ceza, Raskolnikov adlı gencin ahlâki hesaplaşması üzerinde yükselir: Raskolnikov öldürmeyi planladığı tefeciden aldığı parayı hayırlı bir amaç için kullanırsa, işlediği suçun doğasını kalıcı biçimde değiştirebilir mi? Hırsızlık ve cinayet gibi suçlar, “yüce amaç”larla işlenmesi durumunda cezasız kalabilir ve vicdanın yükünden kurtulabilir mi? Dostoyevski’nin en çok okunan romanı olan Suç ve Ceza, yayımlandığı günden bu yana insan ideallerini ahlâki ve felsefi sorularla sınamaya devam ediyor.
“Aşkı ilk defa yaşamak gibi, denizi ilk defa görmek gibi, Dostoyevski’yi keşfetmek de insanın hayatında önemli bir tarihtir.”
JORGE LUIS BORGES
“İnsanoğlunun kurtarıcısı olabilirdi. O, gardiyanı olmayı seçti.”
SIGMUND FREUD
7- CELİLE ELA GÖZLÜ PARS / Osman Balcıgil

Osmanlı’nın en güzel kadınlarındandı. Saray ressamı Fausto Zonaro’nun rahleyi tedrisinden geçti. Paris ve Roma’da eğitim gördü. Adını resim sanatına altın harflerle yazdırdı. Padişah hafiyeleriyle, Balkan çetecileriyle, İttihat ve Terakkicilerle boğuştu… Korku nedir hiç bilmedi! Gönlünü kendinden dört yaş küçük olan Yahya Kemal’e kaptırdığında evliydi, iki çocuğu vardı. “Ela gözlü pars” diye şiirler yazdı ünlü şair onun için. Güzel kadın, hayatında ilk kez bulutların üzerinde uçtuğunu düşündü. Aşkı uğruna eşini, evini terk etti! Maalesef, onu taşıyabilecek büyüklükte bir yüreğe sahip değildi şair. Onu yarı yolda bıraktı, sıvışıp kaçtı. Çok üzüldü, kahroldu ama yıkılmadı ela gözlü pars. Aynı çocuk iki kere doğurulabilir mi? Doğurdu Celile! Oğlu Nâzım Hikmet yirmi sekiz yıllık hapis cezasının on ikinci yılında ölüm orucuna başlayınca, bir panter gibi ileri atıldı ve büyük şairi, ölümün kıyısından çekip aldı.
8- MZARİN MAVİSİ / Cem Kalender

“Pantolonunu çıkartırken korku, heyecan kalbine vuruyordu. Aynalı ahşap dolabın karşısına geçti. Yatağın ucuna oturup ayağını dizine koydu, çorabı yavaş yavaş giymeye başladı. Bir yandan da aynada kendini izliyordu. Tüyleri ürperiyordu. Bedeninden sanki başka bir canlı çıkıyor gibi hissediyordu.” Başlangıçta Tuna vardı. Doğması için adaklar adanan oğlan çocuğu Tuna, bir türlü sığamadığı bedenini babaevinde bırakarak takıldı bir tiyatro kumpanyasının arkasına. Bir başka bedene dönüşmüştü artık, güzel sesli, güzel yüzlü Handan Kara’ya. Sonra Handan vardı. Polisin sevmediği Beyoğlu sokaklarında, karakollar, hastaneler, tekinsiz gecelerle dolu bir hayattan sonra o da dönüşüverdi bir başka bedene. Dönüşümünü küçük bir varlıkla taçlandırmak, onun sevgisiyle tamamlanabilmek için… Ve sonra Nurten vardı. Kocamustafapaşa’da oğluna adadığı mütevazı bir hayatı yaşayıp giden Nurten. Nurten’in ölmeye yatarken anlatacakları ise, sevgiye, ölüme, ihanete, kısacası her dönüşümün içinde barındırdığı korkunç sırlara dairdi.
Cem Kalender Mazarin Mavisi’nde Sansaryan Han’dan Beyoğlu Küçük Bayram Sokağı’na uzanan bir İstanbul fotoğrafına, etkileyici bir insan trajedisi yerleştiriyor.
9- OBLOMOV / İvan Gonçarov

Tembelliği bir sanat haline getiren Oblomov, Rus romanında “lüzumsuz adam” tiplemesinin ölümsüz örneklerinden biridir.
Orta yaşlı toprak sahibi Oblomov işinden ayrılmış, tüm arkadaşlarını etrafından uzaklaştırmış, borca batmış ve tüm dünyevi işlerini yatağından görmeye başlamıştır. Her bir köşesi dökülmekte olan dairesinde kendisi kadar tembel uşağıyla birlikte kayıtsızlık içinde yaşayan bu miskin asilzade, değişime ayak direyerek işlevsizleşmiş bir sınıfın timsalidir. Rus toplumuna özgü bu tipleme Gonçarov’un kaleminden çıktığı günden beri toplumun içine karışmış, “Oblomovluk” sözcüğünü günlük dile kazandırmıştır. Oblomov, 19. yüzyıl sonunda bu açmaza giren toprak sahiplerinin güldürüsü olmakla kalmıyor, aynı zamanda mevcut sosyal düzenin acayipliklerini ve adaletsizliğini de ciddiyetle –ama tatlı bir dille– eleştiriyor.
“Oblomov’u dehşet içerisinde, tekrar ve tekrar okuyorum.”
LEV TOLSTOY
10- ÇALIKUŞU / Reşat Nuri Güntekin

Reşat Nuri Güntekin’in 1922 yılında ilk kez Vakit gazetesinde tetrika edilen en tanınmış eseridir. Fransız Lisesi mezunu gencecik, delişmen bir kız olan Feride’nin serüveni yaşadığı derin bir hayal kırıklığı sonrasında nişanlısını, ailesini İstanbul’da bırakarak Anadolu’nun küçük bir köyüne öğretmen olmasıyla başlar. Daha sonra bu köyü diğer kasabalar, şehirler izler. Önceleri her gittiği yerde Kurtuluş Savaşı’nın etkileri görülür, güç koşulların, sefaletin izlerine rastlanır. Sonraları farklı kültürden gelen genç, yalnız ve bağımsız bir kızın toplumsal yaşamdaki zorlukları, çalışan değer yargıları, karşısına dikilen çıkar ilişkileri, Feride’nin iç dünyasındaki fırtınalar ve derin yalnızlıkla iç içe geçerek okurun karşısına çıkar. Çalıkuşu, gerçekçi yönelimin ilk dönemlerinden olan bir başyapıttır.
11- SERENAD / Zülfi livaneli

Roman okumak istiyorsanız… Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi’nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran’ın (36) ABD’den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner’i (87) karşılamasıyla başlar. 1930’lu yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile’ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir. Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor. Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad’da Zülfü Livaneli’nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.
*Kitap açıklamaları yayınevi bültenlerinden alınmıştır.


Logos olarak kitap sıralamak oldukça zordu. Çünkü okuduğumuz her kitap birbirinden güzel oluyor. Mülksüzler, Cesur Yeni Dünya, 1984, OBLOMOV, Dalga,…. Vb daha birsürü başyapıtı burada sayamadık.