Mobbing
Çocukluğumda hep köy hayatını merak etmişimdir. Bundan dolayı her fırsatta köye gider yaşama dahil olmaya çalışırdım. Günlük hayatın ihtiyaçlarını tamamen kendilerine ait topraktan çıkarmaları ve tek dertlerinin bu olmasının verdiği düzeni, huzur olarak görürdüm. Birazda Tom Sawyer olma derdimiz de vardı tabii.
Göçmen kuşların dönüş için hareketlendiği günlerde benzer hareketlilik köylüde de başlardı. Kuşlar gibi sıcak ve besin ihtiyacının rahat karşılandığı bölgelere göç edilemeyeciğine göre bu ihtiyaçların yeteri kadar stoklanması zorunluluğu telaşe dönüşür. Kadınların kışın bir öğününü kurtamaya çalışma motivasyonu inanılmazdır. Erkekler tarla işlerinden fırsat buldukça ya da yoğunluk azaldıktan sonra kışın ısınma ihtiyacı için oduna giderler. O yıllarda traktör vb araç yeterince olmadığı için en ideal taşıma aracı eşektir.
Eşek köyün en itibarsızı. Deyimlerde kullanıldığında en masumu eşek kafalı ve eşek cenneti, küfürlerde kullanıldığında daha ötesi yok yani o derece. Önümde salına salına yürürken bu kadar itibarsızlığını anlamaya çalışıyorum. Bir çok işin en krıtik çözeni (personeli) kendisi. Boş günü neredeyse olmamasına rağmen yokmuş gibi muamele görmesi itirazsızlığından mı? Her işin altına gir birde adam muamelesi görme! Dahil olduğu evle nasıl bir akdi varsa artık hiç itiraz yok! ‘Patron bugün hiç keyfim yok inan, yarın halledelim.’ Ya da bu benim işim mi? Böyle konuşmamıştık ama! Der gibi bakış attığı da yok!
Farklı ama basit. Dertleri tamamen günlük yaşamın ikamesine takiben gelen kışın ihtiyaçlarını karşılamak olunca da sorular ve sorunlarda bu eksende oluyor. Bugün neden yağmur yağmadı? Neden çok yağdı? Hepsi bu!
Odun işi o güne kadar eşlik ettiğim en ciddi köy işi. Bulgur karıştırmak, akşam yemeği için çeşmeden soğuk su getirmek gibi işlerin yanında baya ciddi bir iş. Odun demek kışın ısınma ihtiyacının, yemek pişirme ihtiyacının karşılanması demek. Öyle ucu ucuna yetecek kadar istifleme şanslarıda yok. Kışın sertliğini hesap edemeyeceklerine göre en kötüye göre düşünmek zorundalar. Artan zaten gelen yazın yemeğinin, ekmeğinin pişilirmesinde mutlaka işe yarayacaktır.
Yaptığımız iş, gençleştirilen ormanda gelişi güzel kesilmiş dağınık kütüklerin ve iri dalların toplanması. Öyle ellerde baltalarla katliam yaptığımız falan da yok. Amcamın krıterlerine göre belirlenmiş içi dolu sıkı parçaların peşindeyiz. Biz iki çocuk – genç arası adam dediğim gibi hiç itirazı olmayan gariban eşeğe yüklüyoruz. Amcam yakın tarlalara bakmaya gittiği için geniş geniş çalışıyoruz. Eşeğin taşıyabileceği kadar yüklediğimizi düşündüğümüz sıralarda amcam iki odun daha attıktan sonra dönüşe başladık.
Dönüş sırasında amcam yolda gördüğü, standartlarına uygun dallardan yüklemeye devam ediyordu. Normalde dile gelse ‘bi dakka ya böyle konuşmamıştık’ demesi lazım. Amcam, her odun atışında kışın ortasında, sobanın yanında ısınır gibi, bir şeyleri garanti altına alır gibi keyifliydi. Arada bilgece ‘Alıştırmayın hafif yüke, bu onun işi’ öğüdünü duyuyorduk.
Biz yeterince yüklemiştik aslında. Yeterince’den kastım eşeğin taşıyabileceğine kanaat getirdiğimiz kadar yani. Kapasiteyi baya zorlamaya başladığımız hayvanın yürüyüşünden belli oluyordu. Yük arttıkça adımlar kısa ama seriye döndü. Vücut dili ‘sağlıklı bir şekilde bitirebileceğim yük (iş) miktarını aşıyoruz, bu iş aksar. Beklediğiniz taşıma(iş) kalitesi düşecek’ der gibi ama diğer tarafta amcanın bir şeyleri garanti altına alma dürtüsü ve patron benim havası(chalange diyorlar ya hani) da o baya baskın. Ta ki o son oduna kadar. Öncekilere göre önemsenmeyecek büyüklük ve ağırlıkta olan odun, yükün üzerine konulduğu anda eşek yana yatarak beklenmeyecek kadar seri ve önceden çalışılmış gibi bir hareketle semerden, dolayısı ile yükün tamamından ‘Yeter çektiğim’ der gibi kurtuldu. Öylece kalakaldık. Eşek bu hareketten sonra kaçar diye düşündüm. Bir hareket çekti ama öylece karşımızda bekliyor ‘şu işi bi gözden geçirelim’ der gibi bu sefer. Tekrar yükledik ama bu sefer insan gibi. Yani taşıyacağı kadar. Amcam özeleştiri verir gibi söyleniyor ’taşıdığı kârdı amcam, taşıdığı kârdı’.
Biz insan gibi yüklememize rağmen amcam durmadı. Yolda gördüğü düzgün odunlardan atmaya devam etti. Neredeyse o, hani eşeği yıkan( yeter be dedirten) son odun hariç tekrar yüklendi hayvan. ‘Taşıdığı kârdır, taşıdığı kârdır, onun işi bu’ diye söylenerek.
H.Oral Akcura Mart 2018

2018 de yazılan hikayeyi mevzuyla özdeşleştirelim.
– Yaşama sevinci bırakmayan patronlar, iş verenler; bir neslin mutsuzluk içinde yok olmasında, büyük bir kesimin ülkeden gitmek arzusunun her geçen gün katlanmasında en çok da sizin parmağınız var! söyleyecek sözlerim de bitti bitecek artık. sayenizde, sayelerinde…
– yaklaşık 9 ay önce özel bir üniversiteden sırf bu yüzden istifa ettim. ama etkisi hala geçmedi. bana bu tecrübeden kalan en kötü şey, hala kendimin hatalı ve başarısız olduğumu düşünmem.
sebebini bilemediğim bir şekilde neden işten ayrıldığımı, bir daha iş bulamayacağımı, bulsam da aynı davranışlara maruz kalacağımı düşünüyorum.
– dün beni abuk subuk bir nedenle aramış, ekstra angarya bir iş isteği mail yoluyla iletildi, bunu bir de sözlü söylemek istemiş. aramış, bana ulaşamamış, insanlık hali.
sonra gidip müdüre diyor ki, bu arkadaş telefonumu açmadı biz bu arkadaşı ücretsiz izne çıkartalım o zaman.
– insanın bütün yaşam enerjisini saniyeler içinde çekip tüketme gücüne sahip zorbalık türü.
öyle de saçma bi şey ki bu kaçabilmeniz mümkün değil.
– araştırmalara göre işten ayrılan kişilerin yöneticilerinin %89’u, o çalışanın ayrılma nedeninin ‘’maaş yükseltmek’’ olduğunu düşünüyor. ancak bu oran gerçekte sadece %12. işten ayrılma nedenleri konusunda dünya çapında yapılan bir başka araştırmada insanların %79’unun işten ayrılma sebebinin yöneticileri tarafından takdir edilme-me olduğunu gösteriyor.
– Bu sonuca uygun olarak farklı araştırmalar da çalışan memnuniyetini arttırmada en önemli etkenin “takdir edilmek” olduğunu gösteriyor. bu araştırma sonuçlarına göre; çalışan için, yöneticisi tarafından ‘‘takdir edilmek’’, maaşın yüksekliğinden, terfiden, eğitimlerden ve inisiyatif almaktan çok daha önemli.
Yukarıdaki ifadeler Ekşi’den alınmıştır. Yine aynı yerden tanımına bakalım.
iş yerinde çalışana karşı gerçekleştirilen, insanın hayatını zindan eden, psikolojisin, verimliliğini, kendine olan güvenini sarsan hatta yok eden davranışlar bütünü. Bilinçli olarak yapılan psikolojik şiddet türüdür. Önemsememek, hakaret etmek, küçümsemek, iş yükünü arttırmak, sorumluluk alanının dışında iş vermek, işinde sürekli hata aramak, küçük sorunları abartarak lanse etmek, sözlerini fikirlerini önemsememek, değer vermemek, küçümsemek, emeğinin karşılığını vermemek, sindirmek, korkutmak, tehdit etmek, küfür etmek, aşağılamak, taciz etmek, tüm bu davranışların tamamı mobbing e girmektedir.
Şimdi biz çocuklarımıza ahlaklı olmasını, doğrunun yanında olmanın erdem olduğunu falan öğretiyor ve hayata salıyoruz ya, burunlarından getiriyorlar. Neden? Bir insan çalışma arkadaşına ( öyle varsayıyoruz) hayatı zindan eder? Bundan nasıl bir fayda yaratır?
İlk günler ‘çok iyi, harikasın, aynen öyle yapalım’ tadında giden hayat arada ‘’ burası okul değil! Orada öyle öğrenmiş olabilirsin ama burası başka’’ ile ‘’ yanlış anlamışsın, biraz daha dikkat lütfen’’ Lütfen ağızdan öyle çıkmalı ki kroşe etkisi olsun.
Her üst telden konuşmanın ardından mutlaka bir soğukluğu giderecek iş dışı bir takdir, kompliman, espri olmalı ki iş devam edebilsin. Kroşe yemiş çalışan gardını indirmeli ki bir daha çakabilelim.
Peki neden?
Önünüze gelen iş sizin beklentilerinize cevap vermesine rağmen neden uyduruk nedenlerle beğenmeme seçeneğini kullanılır? Ya da eksik bulunanlar neden kroşe etkisiyle bildirilir? ‘Lütfen’!
Kapasite bir insanın iş tanımında yer alan işlerin mesai saatleri içerisinde yapılması diye bir tanım uyduralım, bununda adını sayısal olarak on diye koyalım. Yani çalışan bu on birimi ürettiğinde işler aksamıyor, beklentiler karşılanıyor. Bu durumda on birim hedeflenmesi gerekirken çalışanın üzerine neden yeni odunlar atılır?
‘Ben ondört isteyeyim, on garanti olur, üstü olursa bonus’u olsun.’
Hasbelkader bizim bebeler on+ yaptı ya, sanırsınız ki şöyle diyecekler ‘ Mükemmel performans, harika, good jop…’
İfadesiz ve takdirsiz ‘Sizden beklediğimiz performans bu’

