GÜNCELHABERLER

Neymiş bu methedilen saltanat?

Cumhuriyetin çağdaş kazanımlarıyla ilgili sorunları olanların her fırsatta karşımıza Osmanlı güzellemesiyle çıktığı malumunuzdur. Ruh hallerine göre Cumhuriyet, şıkır şıkır işleyen, saygınlığı olan, güçlü, insanların mutlu olduğu, Sevr gibi bir şeyin yaşanmadığı bir imparatorluğun üzerine kurulmuş gibi.
Mevzuyu birinci elden dinleyelim o zaman. Atatürk kaldırdığı saltanatla ilgili Nutuk’ta neler demiş.

1919 senesi Mayıs’ının 19. günü Samsun’a çıktım genel vaziyet ve manzara: Osmanlı Devleti’nin dahil bulunduğu grup, Harbi Umumi’de mağlup olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir mütarekename imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında, millet yorgun ve fakir bir halde.
Millet ve memleketi Harbi Umumi’ye sevk edenler, kendi hayatları endişesine düşerek, memleketten firar etmişler. Saltanat ve hilafet mevkiini işgal eden Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği alçakça tedbirler araştırmakta.
İstanbul’da mühim sayılacak teşebbüslerden biri İngiliz Muhipleri Cemiyeti idi. Bu isimden, İngilizlere muhip olanların teşkil ettiği bir cemiyet anlaşılmasın! Bence, bu cemiyeti teşkil edenler, kendi şahıslarını ve şahsi menfaatlarını sevenler ve şahıslarıyla menfaatlarının dokunulmazlığı çaresini Loyd Core hükümeti marifetiyle İngiliz himayesini teminde arayanlardır. Bu bedbahtların, İngiltere Devleti’nin, bütün halinde bir Osmanlı Devleti muhafaza ve himaye etmek emelinde olup olamayacağını bir defa düşünüp düşünmedikleri üzerinde durulmalıdır.
Bu cemiyete mensup olanların başında Osmanlı padişahı ve halifei ruyi zemini unvanını taşıyan Vahdettin, Damat Ferit Paşa, Dahiliye Nezaretini işgal eden Ali Kemal, Adil ve Mehmet Ali Beyler ve Sait Molla bulunuyordu. Cemiyette İngiliz milletine mensup bazı maceracılar da vardı.
Bu cemiyetin iki cephe ve mahiyeti vardı. Biri aleni cephesi ve medeni teşebbüslerle İngiliz himayesini talep ve temine yönelik mahiyeti idi. Diğeri gizli tarafı idi. Asıl faaliyet bu tarafta idi. Memleket dahilinde teşkilat yaparak isyan ve ihtilal çıkarmak, milli şuuru felce uğratmak, yabancı müdahalesini kolaylaştırmak gibi hainane teşebbüsler, cemiyetin bu gizli kolu tarafından idare edilmekte idi.
……
Bir de efendiler, Cemal Paşa “Milletin itimadına sahip bulunan mevcut hükümet” sözüyle pek büyük ve aleni bir yalan söylüyordu. Milletin hükümete itimadı henüz tahakkuk etmemişti. Bu söz, ancak ve hiç olmazsa, Millet Meclisi huzurunda kabine güvenoyu aldıktan sonra telaffuz olunabilirdi. Halbuki henüz Millet Meclisi’nin üyeleri bile seçilmiş değildi. Harbiye Nazırı, bu sözü telaffuz ettiği dakikada, yalnız bir zatın itimadına sahip bulunuyorlardı. O zat da, devlet riyasetini kirletmekte bulunan hain Vahdettin idi.
Buna göre, yalnız İstanbul’un Osmanlı Devleti’ne terk olunacağı vaadi karşısında, Osmanlı Devleti’nin Sadrazamı Ali Rıza Paşa memnun olsa da, Türk milletinin memnun olacağı ve bununla yetinerek susmayı ve ataleti tercih eyleyeceği nasıl farz olunabilirdi? Vahdettin’in sadrazamı, Kuvayi Milliye’yi dağıtmaya yönelik bütün bu teşebbüslerin tarihi mesuliyetini düşünmek istemiyor muydu?
Bu kanunlara ve malum olan vaziyete rağmen, İstanbul’da tekrar işbaşına geçip milli mevcudiyet ve teşebbüslerin itibar ve nüfuzunu yok etmeye, düşmanların elinde oyuncak bulunan Vahdettin’in hakimiyetini temine mevcudiyetlerini hasreylemelerine verilecek hakiki mananın ne olduğunu ben söylemeyeceğim! Onu, Türk milletine ve Türk milletinin yeni ve sonraki nesillerine terk ederim.
Sakat bir veraset usulü neticesi olarak, büyük bir makam, tantanalı bir ünvan elde edebilmiş bir sefilin, izzetinefsi çok yüksek, asil bir milleti nasıl yüz kızartıcı bir vaziyete düşürebileceği, o zaman daha tabii surette anlaşılır.
Kamuoyunu hakiki vaziyet ile karşı karşıya bırakmayı tercih ederim. Sakat bir veraset usulü neticesi olarak, büyük bir makam, tantanalı bir un van elde edebilmiş bir sefilin, izzetinefsi çok yüksek, asil bir milleti nasıl yüz kızartıcı bir vaziyete düşürebileceği, o zaman daha tabii surette anlaşılır.
Hakikaten, her ne sebep ve suretle olursa olsun, Vahdettin gibi hürriyet ve hayatını milleti içinde tehlikede görebilecek kadar adi bir mahlukun, bir dakika dahi olsa, bir milletin başında bulunduğunu düşünmek ne hazindir! Teşekküre değerdir ki, bu alçak, kendisine miras kalan saltanat makamından millet tarafından düşürüldükten sonra, alçaklığını tamamlamış bulunuyor. Türk milletinin bu erken davranışı elbette takdire layıktır. Aciz, adi, his ve idraktan mahrum bir mahluk, kabul eden herhangi bir yabancının himayesine girebilir; fakat, böyle bir mahlukun bütün İslamların halifesi sıfatına sahip bulunduğunu ifade etmek elbette uygun değildir. Böyle bir anlayışın doğru olabilmesi, evvelemirde bütün İslam kütlelerinin esir olmaları şartına bağlıdır. Halbuki cihanda hakikat böyle midir?
Biz Türkler, bütün tarihi hayatımızca hürriyet ve bağımsızlığa timsal olmuş bir milletiz! Kıymetsiz hayatlarını iki buçuk gün fazla, sefilce sürükleyebilmek için her türlü aşağılığı mubah gören halifeler oyununu da sahneden kaldırabildiğimizi gösterdik.
Bu suretle devletlerin, milletlerin yekdiğeriyle münasebetlerinde, şahısların, bilhassa mensup olduğu devlet ve milletin zararına da olsa şahsi vaziyet ve hayatlarından başka bir şey düşünemeyecek pespayelerin ehemmiyeti olamayacağı yolundaki malum hakikati teyit ettik. Milletler münasebetlerinde mankenlerden istifade sistemine rağbet devrine son vermek, medeni alemin samimi temennisini teşkil etmelidir!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir