GÜNCELHABERLERYAZARLAR

Memleketin Yol Hikayesi

Anadolu’da bizim kuşağın dedelerinin anıları genelde birbirine benzer. Askere gittim, geldim ile başlar, falanca yıl sel geldi, filanca yıl kuraklık oldu böyle gider. Bazılarında kurtuluş savaşı ve birinci dünya savaşı anıları da vardır. Onlar aynı hikâyeyi kaç kez anlatırsa anlatsın her zaman dinlenir. Birde İkinci Dünya Savaşı yıllarında yaşanan kıtlık- yokluk. Bu yıllardan bahsederlerken jandarma eziyeti hükümete verilir.
– Okulu yaptık kurtulduk derken duvarını da yaptırdılar.
– Sekiz saat yol gittim iki kürek salladım geldim.
– Yol yaptırdılar, sadece küreğimiz vardı.
– Daha halk partisine oy vermedim.
Dedelerimize eziyet olan mevzunun yasal dayanağı 1925 Yol Mükellefiyeti Kanunu.
Kısaca Ülke topraklarında oturan 18-60 yaş arasındaki bütün erkekler yol yükümlülüğüne tabidir, yükümlülük nakdi olarak ya da bedeni yükümlülük olarak ödenebilecektir. Hayatta 6 çocuğu bulunanlar da bu yükümlülükten muaftırlar. (Bu daha sonraları 5 çocuğa düşürülmüş.) Çoğu zaman aileler çocuk sayısında azalma olmaması için ölen çocuklarının nüfus kaydını sildirmekten dahi kaçınmışlardır. Doğan beşinci çocuğun nüfusa kaydı ise günü gününe yaptırılmış hatta aile arasında ismi “yol çocuğu” olarak geçmiştir. Atmış yaşında baba olan dedelerimiz hiç te az değildir. (Ebeveynlerimizin çok kardeşli olmasının nedenini de öğrenmiş olduk.)
Bu dönemde sıkıntı yaşayanların hükümete öfkesi daha halk partisine oy vermemek şeklinde devam etmiş. Bu durum Kırsal kesimde Menderes’in aldığı oylara ciddi yansımış.
Yol vergisini kaldıracağım vaatleriyle iktidara gelen Menderes, devletin tek ciddi geliri olan vergiyi anca 1952 yılında kaldırmıştır. Eksilen vergi geliri nasıl mı telafi edilmiş? Yol vergisi şekil değiştirerek akaryakıt üzerinden fazlasıyla alınmaya devam edilmiştir. Böylelikle Türkiye uyguladığı vergi oranın yüksekliğiyle akaryakıtı en pahalı tüketen ülkelerden biri olmuştur.
Günümüzde hükumete karşı en ufak kabul edilebilir bir eleştiri yönetildiğinde ‘e onlarda yol yaptı’ itirazı geliyor. Kabul edilebilir eleştiriyi, yiğidi öldür hakkını ver babında yapılmış olması, yani ‘tamam halt etmişler ama iyi de bir şey yapmışlar’ gibi gören birçok akıl var.
Peşin verdiğimiz yol parası ile yapılmış olan yolu lütuf gibi sunmak en büyük icraatları.
Konuyu artan araç sayısının getirdiği vergi gelirleri ve aynı şekilde artan yakıt tüketiminden elde edilen gelir olarak gördüğümüzde lütuf değil bir vergi-gelir elde etme yatırımı olduğunu görürüz. Piyasa da ne kadar çok araç olursa o kadar gelir artıyor.

Diğer taraftan 2002 yılında 8.655.170 olan araç sayısı günümüzde 23 milyonu geçmiş durumda. Artan tüketimin yarattığı gelirlere araç satışından elde edilen fahiş vergileri eklediğinizde yola harcanan miktarın devede kulak olduğunu görürsünüz.
Eski hükümetlerin duble yollar yapmaması tamamen ihtiyaç dahilinde. Niye yapmadılar sorusunun cevabı, fatih neden boğaz köprüsü yapmadıysa ya da Cumhuriyetin ilk yıllarında (1926 da araç sayısı 4400) neden duble yol yapmadıysa ondan.

devam edecek.

One thought on “Memleketin Yol Hikayesi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir